Çadıra saplanan oklar
1514 yazı. Doğu Anadolu'nun dağları. Osmanlı ordusu haftalardır yürüyor.
Geçtiği yerler yakılıp yıkılmış. Erzak sıkıntısı büyüyor. Orduda hoşnutsuzluk her gün artıyor.
Bir gün yeniçeriler padişahın çadırını sarıyor. Birkaç ok çadıra saplanıyor.
Yavuz Sultan Selim çadırdan çıkıp askerlerin arasına dalıyor. Kaynaklara göre şunu söylüyor: Dönmek isteyen İstanbul'a dönebilir. İsteyen benimle gelir. Gerekirse tek başıma giderim.
Ordu yeniden yürümeye başlıyor. Birkaç gün sonra 23 Ağustos 1514'te, Çaldıran Ovası'nda iki büyük devlet karşı karşıya gelecek. Peki iş buraya nasıl geldi?
Doğuda yükselen genç şah
On altıncı yüzyılın başında doğuda yeni bir güç doğdu: Safevi Devleti.
Kurucusu Şah İsmail'di. 1501'de Tebriz'i aldı ve devletini kurdu. Safevi tarikatının şeyhi olduğu için Anadolu'daki Türkmenler arasında da çok sayıda bağlısı vardı. Bağlıları onu yanılmaz bir önder olarak görüyordu.
Osmanlı için bu büyük bir tehditti. Komşu topraklarda yükselen bir devlet, kendi sınırlarının içinde de güçlü bir taraftar kitlesine sahipti.
Gerginlik yıllar içinde büyüdü. Safevi yanlısı Şahkulu İsyanı Anadolu'yu sarstı. Şah İsmail'in müridi Nur Ali Halife ayaklanıp Tokat'ı yaktı. Safeviler, Osmanlı tahtı için kardeşi Selim'e karşı savaşan Şehzade Ahmed'e destek verdi. Mezhep farkı da iki devlet arasındaki uçurumu derinleştiriyordu.
Selim daha şehzadeyken, Trabzon sancakbeyi olduğu yıllarda Safevilerle sınırda çarpışmıştı. 1512'de tahta çıktı. Önce kardeşleriyle taht mücadelesini kazandı. Sonra yüzünü doğuya çevirdi.
Sefer öncesinde Anadolu'da Safevi yanlılarına karşı sert bir takibat başlattı. İngilizce kaynaklara göre bu takibatta on binlerce kişi öldürüldü. Bu, Anadolu tarihinin acı sayfalarından biri olarak hatırlanır.
Toplar ve süvariler
Kaynaklara göre Selim büyük bir orduyla İstanbul'dan yola çıktı. Türkçe Vikipedi 100.000 kişiden söz eder. İngilizce kaynaklar ise Çaldıran'daki Osmanlı ordusunu 60.000 ile 100.000 arasında verir.
Şah İsmail akıllıca bir savunma seçti. Osmanlı ordusunun karşısına hemen çıkmadı. Geri çekildi ve geçtiği yerleri yaktı. Amacı, aç ve yorgun düşen Osmanlı askerlerini isyana sürüklemekti. Aynı anda doğuda Özbeklerle de uğraşıyordu. İki cephede savaşmak istemiyordu.
Bu taktik neredeyse işe yarıyordu. Çadıra saplanan oklar bunun kanıtıydı.
Safevi ordusu kaynaklara göre 40.000 ile 80.000 arasındaydı. Gücü, zırhlı ve cesur süvarilerdi. Ama topu yoktu.
Osmanlı ordusunun ise iki büyük kozu vardı: ağır toplar ve tüfekli yeniçeriler. Selim toplarını arabaların arkasına yerleştirdi. Merkezde kendisi duruyordu. Sağ kanatta Anadolu Beylerbeyi Hadım Sinan Paşa, sol kanatta Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa vardı.
Karşıda Şah İsmail sağ kanadı bizzat yönetiyordu. Sol kanatta Ustacluoğlu Mehmet Han, merkezde başveziri Mir Abdülbaki bulunuyordu.
Çaldıran'da ateş çemberi
Savaş başladı. Safevi süvarileri Osmanlı merkezindeki toplardan kaçınmak için kanatlara yüklendi.
Şah İsmail kendi süvarileriyle Osmanlı sol kanadına hücum etti. Uzun yürüyüşten yorgun düşmüş Rumeli askerleri bu zinde süvarilere dayanamadı. Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa bu çarpışmada şehit düştü.
Bir an için savaş Safevilerin lehine dönecek gibiydi.
Ama Selim soğukkanlılığını korudu. Toplarını harekete geçirdi. Seçme yeniçerileriyle Şah İsmail'in dönüş yolunu kesmeye çalıştı. Sağ kanatta Hadım Sinan Paşa ustaca manevralarla direndi.
Toplar ateş açtı. Tüfekler gürledi.
Osmanlı topçusu sanıldığından çok daha hareketliydi. Safevi süvarileri ağır kayıp verdi. Sol kanat komutanı Ustacluoğlu Mehmet Han hücum sırasında hayatını kaybetti. Safevilerin birçok tanınmış komutanı da o gün öldü.
Şah İsmail de yaralandı. Türkçe kaynaklarda aktarılan bir rivayete göre onu Malkoçoğlu Ali Bey yaraladı. Yine bir rivayete göre seyisi kılık değiştirip "Şah benim" diye bağırarak Osmanlı askerlerini oyaladı. Şah böylece savaş alanından kurtuldu.
Savaş bir günde bitti. Osmanlı ordusu kesin bir zafer kazanmıştı.
Tebriz'den Kahire yoluna
Selim 6 Eylül 1514'te Safevi başkenti Tebriz'e girdi. O hafta camilerde hutbe onun adına okundu.
Kışı orada geçirmek istiyordu. Ama yorgun yeniçeriler huzursuzdu. Selim geri dönmek zorunda kaldı. Safeviler kaybettikleri yerlerin bir kısmını kısa sürede geri aldı.
Yine de Çaldıran'ın sonuçları büyüktü. Doğu Anadolu'nun büyük kısmı Osmanlı'ya bağlandı. Erzincan ve Bayburt kesin olarak Osmanlı'ya geçti. Bölgedeki aşiretler ve beylikler bağlılıklarını bildirdi. İpek Yolu'nun Van–Tebriz hattı Osmanlı denetimine girdi. Tebriz'in ünlü sanatçıları ve âlimleri İstanbul'a getirildi.
Bir de şu vardı: Safevilerin Mısır'daki müttefiki Memlüklerle bağlantısı koptu. Bu, Selim'in iki yıl sonraki büyük Mısır seferinin yolunu açtı.
Şah İsmail için ise bu, hayatındaki tek büyük yenilgiydi. Yanılmazlık efsanesi Çaldıran'da sarsılmıştı. Kaynaklara göre bir daha hiçbir sefere bizzat çıkmadı. 1524'te öldü.
Safeviler ders çıkardı. Ateşli silahlar ordularının vazgeçilmez parçası oldu. Oğlu I. Tahmasp sonraki savaşlarda top kullandı. İki devlet arasındaki mücadele de bitmedi. 1555 Amasya Antlaşması'na kadar sürdü.
Bir ovada, bir günde, barut ile kılıç karşılaştı. Ve doğunun kaderi değişti.