Haliç'te uyanan gemiler
22 Nisan 1453. Sabah. İstanbul.
Şehrin halkı Haliç'e bakıyor. Ve gözlerine inanamıyor.
Haliç'in içinde Osmanlı gemileri duruyor. Oysa girişte kalın bir zincir gerili. Hiçbir gemi o zinciri geçemezdi.
Geçmediler de. Kaynaklara göre yaklaşık 70 gemi, Galata'nın arkasındaki tepelerden kurulan kızaklar üzerinden karadan yürütülerek Haliç'e indirilmişti.
İstanbul halkı şaşkına döndü. Peki iş buraya nasıl geldi?
Etrafı sarılmış bir imparatorluk
On beşinci yüzyılın ortası. Bin yıllık Bizans İmparatorluğu, bir zamanlar Akdeniz'in büyük kısmına hükmeden gücünden çok uzaktı.
Elinde İstanbul (Konstantinopolis) ve çevresi kalmıştı. Bir de Mora'daki birkaç toprak parçası. Şehir dört bir yandan Osmanlı topraklarıyla çevriliydi.
Ama surları vardı. Muazzam surları. Yüzyıllar boyunca sayısız kuşatmaya direnmişlerdi. Osmanlılar da şehri daha önce birkaç kez kuşatmış, ama alamamıştı.
1451'de tahta ikinci kez on dokuz yaşında bir genç çıktı: Fatih Sultan Mehmet. İstanbul'un fethini hayatının amacı hâline getirdi.
Ona göre şehir bir engeldi. İmparatorluğun iki yakasını birbirinden ayırıyordu. Üstelik Batı'nın Osmanlı'ya karşı kullanabileceği bir kapıydı.
Genç sultan işe büyük bir hazırlıkla başladı. 1452'de Boğaz'ın Avrupa yakasında, yalnızca birkaç ay içinde Rumeli Hisarı'nı (Boğazkesen) inşa ettirdi. Karşı kıyıdaki Anadolu Hisarı ile birlikte bu kale, Karadeniz'den şehre gelebilecek yardımı kesiyordu.
Son Bizans imparatoru XI. Konstantin Palaiologos ise Batı'dan yardım arıyordu. Yardım alabilmek için Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleşmesini kabul etti. Bu birlik 12 Aralık 1452'de İstanbul'da ilan edildi.
Ama Batı'dan beklenen büyük ordu hiç gelmedi.
Fatih Sultan Mehmet ise bu sırada Edirne'deydi. Surları inceliyor, kuşatma planlarını bizzat hazırlıyordu. Dökümhanelerde topların yapımını yakından takip ediyordu.
Kuşatmadan önce imparatora bir teklif gönderdi: Şehri teslim edersen sen de halkın da güvenle ayrılabilirsin.
XI. Konstantin teklifi reddetti. Şehri savunarak ölmeyi seçti.
Dev toplar, kalın zincir
Osmanlı ordusu kaynaklara göre yaklaşık 80.000 ile 100.000 kişi arasındaydı. Bazı çağdaş Batılı kaynaklar 160.000 ile 300.000 arasında rakamlar verir. Modern tarihçilere göre bunlar abartılıdır.
Ordunun çekirdeği Yeniçerilerdi. Ama asıl üstünlük topçulardaydı.
Türk dökümcüler, özellikle Saruca Usta, kuşatma için çok sayıda top döktü. Macar asıllı olduğu düşünülen dökümcü Orban da dev bir top yaptı. Kaynaklara göre bu top Edirne'den onlarca çift öküz ve yüzlerce kişi tarafından çekilerek getirildi.
Donanma Baltaoğlu Süleyman Bey'in komutasındaydı. Sultanın yanında Zağanos Paşa ve Karaca Paşa gibi komutanlar vardı. Bir de kuşatmaya temkinli yaklaşan Sadrazam Çandarlı Halil Paşa.
Surların ardında ise sayı azdı. Ama kararlılık büyüktü.
İmparatorun emrinde yaklaşık 7.000 ile 8.000 asker vardı. Aralarında Cenevizli komutan Giovanni Giustiniani'nin getirdiği yaklaşık 700 asker de bulunuyordu. Surları savunmakta usta olan Giustiniani, kara surlarının savunmasından sorumlu tutuldu.
Bizanslılar bir önlem daha aldı. Haliç'in girişine kalın bir zincir gerdiler. Osmanlı gemileri limana giremeyecekti.
Karadan yürüyen donanma
Kuşatma Nisan 1453'ün başında başladı.
Osmanlı topları haftalarca kara surlarını dövdü. Ama savunucular her gece surlardaki gedikleri kapatıyordu.
20 Nisan'da kuşatmanın en zor anlarından biri yaşandı. Şehre yardım getiren gemiler geldi. Osmanlı donanması onları durduramadı.
Fatih Sultan Mehmet buna tarihe geçen bir hamleyle karşılık verdi. İki gün sonra, 22 Nisan sabahı, gemileri Haliç'teydi.
Zincir aşılmıştı. Savunucular artık Haliç surlarını da korumak zorundaydı.
Savaş yalnızca surların üstünde değil, altında da sürdü. Osmanlı lağımcıları surların altına tüneller kazdı. Bizanslılar karşı tüneller açtı.
Şafaktan önceki son saldırı
Saldırıdan önceki gün iki tarafta da büyük bir hazırlık vardı. Osmanlı ordugâhında askerler oruç tuttu, dua etti. Şehirde ise son bir ayin için Ayasofya'da toplanıldı.
İki taraf da biliyordu. Ertesi gün her şeyi belirleyecekti.
29 Mayıs 1453 gecesi. Elli günü aşan kuşatmanın ardından, şafaktan önce genel saldırı başladı.
Saldırı dalgalar hâlinde geldi. En sonda en tecrübeli birlikler surlara yüklendi: Yeniçeriler.
Sonra savunma kalbinden vuruldu. Giustiniani ağır yaralandı ve surlardan çekildi. Savunucuların direnci kırıldı.
Rivayete göre Kerkoporta adı verilen küçük bir kapı açık unutulmuştu. Bu da Osmanlı askerlerinin surlara girmesini kolaylaştırdı.
Osmanlı kroniklerine göre Osmanlı sancağını surlara diken ilk yiğit Ulubatlı Hasan'dı. Sayısız yara aldı. Sancağı bırakmadı.
İmparator XI. Konstantin de son ana kadar askerlerinin arasında savaştı. Ve hayatını kaybetti.
Bir çağın kapanışı
29 Mayıs öğle saatlerinde genç sultan şehre girdi. O günden sonra tarihe "Fatih" unvanıyla geçti.
Ayasofya camiye dönüştürüldü. İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu'nun yeni başkenti oldu.
Fatih şehri yeniden canlandırmak için farklı bölgelerden halk getirtti. Rum Ortodoks Patrikliği'ni yeniden düzenledi ve Gennadios Scholarios'u patrik olarak atadı. Bu, fethedilen şehrin farklı inançlardan halklarına tanınan hoşgörünün bir örneği olarak anılır.
İstanbul'un Fethi, bin yılı aşkın Doğu Roma İmparatorluğu'nu sona erdirdi. Pek çok tarihçi bu olayı Orta Çağ'ın sonu ve Yeni Çağ'ın başlangıcı olarak kabul eder.
Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul ile birlikte iki kıtaya yayılan bir dünya gücüne dönüştü. Şehir yaklaşık beş yüz yıl boyunca bu imparatorluğun kalbi oldu.
Tepelerden inen gemiler, surlara dikilen bir sancak. Ve bir çağı kapatan genç bir sultan.